5 Kasım 2018 Pazartesi

Korku Nedir Nasıl Geçer

Korku, fiziksel ve duygusal tehlikeye karşı, verilen bir organizma yanıtıdır. Korku hissetmezsek, kendimizi yasal ya da yasal olmayan tehlikelerden koruyamayız. Şöyle düşünelim; hava kararıyor ve siz evde yalnızsınız. Evde televizyonun sesinden başka hiçbir ses yok. Birden kapı dışarıdan zorlanır. Nefesinizi hızlanır, kalbiniz hızla çarpar, kaslarınız kasılır… Saniyenin bölümleri arasında hayatınız tehlikedeymiş gibi tepki verdiniz ve çok korktunuz. Vücudunuz hayatta kalmak için kritik karar olan savaşmak veya kaçamak arasındaki karasızlığı yaşadı. Ama aslında böyle bir tehlikenin varlığı kesin değildi. Böyle yoğun bir tepki neden ve nasıl oldu? Tam olarak korku nedir?

Korku Nedir?

Korku Nedir Nasıl Geçer
Korku, beynin stresli bir uyaranla uyarılıp, daha sonra bir takım kimyasalları serbest bırakması sonucu hızlı nefes alma, yoğun kalp atışı ve kasların kasılması ile sona erer. Stresli uyaranlar, boğazınızdaki bir bıçak, bir örümcek, konuşmanızı bekleyen insanlarla dolu bir salon veya aniden çalan kapı zili olabilir.
Beyin, çok karmaşık bir yapıya sahiptir.100 milyardan fazla sinir hücresi, algıladığımız, düşündüğümüz ve yaptığımız her şeyin başlangıç noktası olan karmaşık bir iletişim ağını içerir. Bu iletişim bazen bilinçli düşünce ve eyleme yol açarken, bazen de otomatik yanıtlar üretir. Korkuyu bilinçli bir şekilde tetiklemeyiz, hatta korku kendi rotasını çizip, sonuca ulaşıncaya kadar da neler olduğunu bilmiyoruz.

Korku Mekanizması


Beynin içindeki hücreler, sürekli bir şekilde bilgi aktarımı ve tepkileri tetikler. Araştırmalar bazı beyin bölümlerinin bu süreçte hangi merkezi rolü oynadığını belirlemiştir.
Thalamus- Gelen duyusal verilerin nereye gönderileceğine karar verir.( gözler, kulaklar, ağız, deri)
Duyusal korteks- Duyusal verileri yorumlar
Hipokampus- Bilinçli hatıraları depolar ve uyaran kümelerini alır.
Amigdala- Duyguları çözer, olası tehdidi belirler, korku ile ilgili anıları saklar
Hipotalamus- Uyaran sonucunda kavga veya kaçış yanıtını aktive eder.
Korku oluşma süreci, korkutucu bir uyaranla başlar ve son olarak kavga ya da kaçma seçeneklerinden birsinin seçilmesi ile son bulur. Ancak süreç ilerlerken, başlangıç ve bitiş arasında en az iki yol vardır.
Korku yaratma süreci, tamamen beyinde gerçekleşir ve tümüyle bilinçsizdir.
Korkuya beyinde verilen iki yanıt vardır. Düşük yol; hızlı ve dağınık tepkileri içerir, yüksek yol; olayların daha kesin bir şekilde yorumlanmasını sağlar. Her iki süreç de aynı anda gerçekleşir.
Düşük yolun arkasındaki düşünce ‘’şansını kaçırmamaktır.’’ Düşük yol önce tepkilerin verilmesine yol açar, daha sonra bilinçli soruları oluşturur. Kapı çerçevesi zorlandığında bu bir uyarıcıdır. Ses duyulduğunda beyin bu duyusal verileri talamus’a gönderir. Bu noktada talamus, aldığı sinyallerin tehlike işareti olup olmadığını bilmez, ancak olabildiğince hızlı bir şekilde bu bilgiyi amigdalaya yollar. Amigdala, gelen sinirsel dürtüleri alır ve sizi korumak için harekete geçer. Hipotolamus bölgesine, hayatınızı kurtaracak olan kavga ya da kaçış cevabını iletir.
Yüksek yol daha farklıdır. Alçak yol korkuyu başlatsa da, yüksek yol önce tüm seçenekleri göz önünde bulundurur. Uzun ya da yüksek yol şu şekilde çalışır:
Gözer ve kulaklar, kapıda olanları algıladığında bu bilgiyi talamus’a iletir. Talamus bu bilgiyi anlamlandırması, yorumlanması amacıyla korteks’e gönderir. Duyusal korteks, verilerin birden fazla olası yorumunun olduğunu ve bu nedenle bilgileri hipokampusa geçirir. Burada hipokampus ‘’Bu özel uyaranı daha önce görmüştüm’’ ‘’Eğer öyle ise bu ne demektir’’ ‘’Bu verilerin yanındaki başka bilgiler nedir’’ gibi sorular sorar. Bütün diğer yan verileri de toplayan hipokampus ‘’boğuk bir ses var mı, uçuşan mobilyalar, sert ayak sesleri vs.vs.’’.
 Eğer hipokampus dış kapıdaki olayın tehlike içermediğine, kapıdaki zorlanmanın ‘’rüzgar vb.’’ sebeplerle oluştuğuna karar verir ise, Amigdalaya tehlike olmadığını bildiren bir mesaj yollar. Amigdala da, hipotolamus’un kaç ya da kavga et cevabını vermesine gerek kalmadığın bildirir.
Yüksek yol alçak yoldan daha uzun sürdüğü için sakinleşmeden önce 1-2 dakika geçer. Hangi yol olursa olsun bütün yollar en son hipotalamus’a çıkar.
Fakat eğer yüksek yol ve/veya alçak yol, kapıda bir tehlike olduğuna karar verirse, bu durumda hipotalamusun uyardığı sempatik sinir sistemi, salgı bezlerine, düz kaslara uyarı gönderir. Bu aşamada adrenalin ve noradrenalin kana salınır. Stres hormonları olarak da bilinen bu hormonlar kalp hızında ve kan basıncında artış dahil olmak üzere vücutta pek çok değişikliğe neden olur.
Kısaca korku mekanizması bu şekilde çalışır ve hayatta kalmamızı sağlayan kavga et ya da kaç cevabını seçerek, bundan sonraki hareketimizi belirler. Bu nedenle korku olması gereken, yaşamımızı kurtaran bir duygudur.

Korkudan Nasıl Kurtulunur


Hemen hemen tüm psikolojik rahatsızlıklarda korku illa ki vardır. Yani korku esasında beraberinde bir psikolojik bozuklukla meydana gelmektedir. Korkan bir bireyin fiziksel bağlamda, titreme, kalp çarpıntısı, terleme, adet bozukluğu, beynin hızlı çalışması, kas kasılması gibi olaylar yaşanır.

Korku tedavisi noktasında ilaç tedavisi yalnız başına yeterli bir tedavi değildir. Korku eşiği ve sebebiyle paralel bağlamda çeşitli anti-depresan ilaçların yanında uygun psikoterapi tedavisi ile yüksek oranda iyileşme gözlemlenmektedir. Hastanın durumuyla ilintili olarak klinikte kalması tedavi sürecini hızlandırabilir.

Korku nedir nasıl geçer yazımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Yazımdan faydalandığınızı düşünüyorsanız konuyla alakalı olarak;

Terapi
Depresyon Testi yazılarımı okumanızı öneririm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

UYARI

Yasal Uyarı ve Sorumluluk Reddi


Sağlık, kişisel bakım, beslenme ile ilgili tibbitedavi.com sitesinde yazılan yazılar internette yazılan genel bilgilerin derlenmesi sonucu oluşan bilgilerdir. Bu blog hastalık teşhis veya tedavisi amacı taşımaz. Bir sağlık sorununuz varsa ilgili doktora muayene olunuz. Blogda yazılan uygulama anlatım ve tariflerin insanları yönlendirmek gibi bir amacı yoktur. Yazdıklarım bilgilendirme amaçlı yazılardır ve bu yazılardan çıkarılan sonuçlarla yapılacak kür, bakım vb. işlemlerin sorumlulukları blog sahibine ait değildir. Yapılacak bakımlar sonucu oluşan olumlu ya da olumsuz sonuçlar kişilerin sorumluluğundadır. Bu bloğa ulaşmakla yukarıda yazdığımız durumları kabul etmiş olursunuz. Blogumda bulunan yazıların kısmen veya tamamen kopyalanması yasaktır. Yazılarımı kaynak göstererek kullanılabilir, sosyal medyada paylaşabilir ve sorularınızı yorumlar kısmından sorabilirsiniz.